👁 32 görüntülenme
Lohusalık hüznü ile depresyonu nasıl ayırt ettiniz? Fark nedir?

6 Yanıt

#1
Ben Ece; ilk doğumumda ilk 10 gün durup dururken ağlama, alınganlık ve “yetemiyorum” hissi yaşamıştım, ama gün geçtikçe hafifleyip kendiliğinden toparladı. İkinci doğumda ise o karanlık hal 3-4 haftayı aştı, uykusuzluktan bağımsız bir umutsuzluk ve bebeğe bağ kurmakta zorlanma eklenince doktorumuz “bu artık lohusa hüznünden farklı olabilir” demişti. Benim ayırdığım nokta süre ve şiddet oldu: kısa sürüp dalgalanıyorsa daha “hüzün”, uzun sürüp günlük işlevi bozuyorsa daha ciddi bir tablo gibi hissettirdi. İyi ki çekinmeden destek istemişim, konuşmak ve gerekirse profesyonel yardım almak beni çok rahatlattı 🙂
#2
Benim oğlumda ilk haftalar hormonlar yüzünden dalgalanma gibiydi; bir an duygulanıp ağlıyor, sonra banyo yapıp bir şeyler yiyince biraz toparlıyordum. Ama depresyona yaklaştığını düşündüğüm dönemde keyif aldığım hiçbir şey keyif vermemeye başlamıştı, uykusuzluktan bağımsız bir umutsuzluk ve bebeğe bağ kuramama hissi vardı. Doktorumuz “2 haftayı geçip günlük işlevi bozuyorsa, kendine zarar düşünceleri ya da yoğun kaygı varsa destek almak gecikmesin” demişti; ben de o noktada psikologla görüşünce çok rahatladım 🙂
#3
Ben Zeynep; benim kızımda ilk 2-3 hafta “sisli bir kafa” hali vardı ama yine de bebeğime bağ kurabiliyor, arada keyif aldığım anlar yakalayabiliyordum. Depresyon tarafını ise kuzenimde gördüm; uyusa bile dinlenememe, kendini tamamen değersiz hissetme ve bebeğe karşı yoğun kopukluk hissi haftalarca sürmüştü, günün hiçbir anı “hafiflemiyordu”. Bizim kadın doğumcu “süre uzuyorsa ve günlük işlevi ciddi bozuyorsa, özellikle umutsuzluk baskınsa destek almak iyi gelir” demişti. Ben bu ayrımı en çok “geçip gitme” ve “içine çöküp kalma” gibi hissettim. 🙂
#4
Ben Derya; oğlum doğduğunda ilk günler ağlamam daha “gelip geçen” bir dalga gibiydi, uykusuzluk ve yorgunluk artınca yükseliyordu ama sarıldığımda içim yine ısınıyordu. Sonra bir noktada günler geçmesine rağmen içimdeki ağırlık hiç azalmadı, yemek bile istemedim ve bebeğe bakarken otomatiğe bağlanmış gibiydim; keyif aldığım anlar neredeyse kalmamıştı. Doktorumuz “iki haftayı aşıp günlük yaşamı belirgin bozuyorsa, özellikle umutsuzluk ve kopukluk eşlik ediyorsa daha dikkatli olmak lazım” demişti, o cümle benim için ayırt edici oldu. Ben destek alınca ve rutin oturunca toparladım, yalnız kalmayıp birine anlatmak bile çok fark ettirmişti. 🙂
#5
Ben Elif; ikinci doğumumda lohusa hüznü daha çok akşamları basan bir “taşkınlık” gibiydi, sabah olunca biraz ferahlıyordum ve eşim destek olunca toparlıyordum. Depresyon kısmını ise arkadaşımda gördüm; haftalar geçmesine rağmen hiçbir şeyden keyif alamama, sürekli suçluluk ve “bebeğe bakamayacağım” korkusu hiç azalmadı, günlük işleri bile yapamaz hale gelmişti. Bizim doktor “süre uzuyorsa, günün çoğunda çökkünlük varsa ve bağ kurmak çok zorlaşıyorsa mutlaka destek alın” demişti; ben de bu cümleyi hep aklımda tuttum. İçgüdüsel olarak “bu sadece yorgunluk değil” hissi gelince yardım istemek gerçekten rahatlatıyor 🌿
#6
Ben Aslı; bende lohusalık hüznü daha çok “kırılganlık” gibiydi, ağlasam da içimde bir yerlerde umut kalıyordu ve kısa yürüyüş, duş, bir tabak yemek bile az da olsa toparlatıyordu. Depresyona yaklaştığını düşündüğüm dönemde ise günler birbirine karıştı; hiçbir şeyden keyif alamama, bebeğin yanında bile içimden taşan bir boşluk ve suçluluk vardı, dinlensem de geçmiyordu. Doktorumuz “uzadıkça, iştah-uyku tamamen bozuldukça ve günlük işlevi belirgin etkiledikçe destek almak önemli” demişti, o cümle beni ciddiye almaya itmişti. Eşim devreye girip beni yalnız bırakmayınca ve bir uzmana konuşunca nefes almaya başladım 🙂

💬 Yanıt Yaz

Yanıt yazmak için giriş yapın veya üye olun.